“Öğretmek?”

Daha farklı nasıl anlatılır bilmem. Çok iyi bildiğiniz bir şeyi, o kadar da iyi bilmeyen birinin yapışını müdahale etmeden izlemek… Çok şey barındırır içerisinde. Sabır, saygı, sükunet, anlayış, kabul… Zordur. Beklemek gerekir, bırakmak gerekir.

Mesleğimde çokça karşılaştığım bir durumdur. Öğretmen olarak sürekli çok iyi bildiğiniz bir şeyleri hiç bilmeyen öğrencilerinize öğretmeye çabalar ve öğrenmelerini, yapabileceklerini fark etmelerini beklersiniz. Sabırla, anlayışla, tekrar tekrar anlatırsınız.

Birine bir şeyler öğretmek biraz da “dur sen kendin öğrenemezsin, ben sana öğreteyim” diyerek büyüklük taslamak – gençlerin tabiriyle “ego kasmak” 🙂 -, öğreneni küçümsemek gibi geliyor bana. Elbette bu mesaj öyle gizli, öyle üstü kapatılmış bir mesaj ki ne mesajı veren farkında ne de alan. Herkes kabullenmiş durumda bilmeden.

Çocuklar ya da daha genel bir  ifadeyle tüm insanların deneyip, hata yapıp kendi yöntemlerini keşfetmelerine izin vermezseniz eğer öğrenemezler, ezberlerler. Elbette bu deneyime indirilmemiş, sindirilmemiş bilgiyi de kısa zamanda unuturlar. Oysa biraz bırakıp kendi kendilerine çabalamalarına izin vermek gerekir ki dahil olsunlar öğrenme sürecine. Aksi takdirde süreç öğrenme süreci değil zorla öğretememe sürecine dönüşür. Düşünen, yorumlayan, sorgulayan, akıl yürüten bireyler istiyorsak, öğretmen olmaktan çıkıp rehber olmamız gerekiyor. Bilginin ışık hızıyla değiştiği günümüzde, öğretmenlik kelime anlamı itibariyle eskimiştir artık. Klasik tabirle “Kimseye zorla bir şey öğretemezsiniz”. Herhalde herkes hayatının bir evresinde “Evladım kafanızı açıp da içine bilgileri yerleştirecek değiliz ya!” cümlesini duymuş ya da sarf etmiştir. Üzerinde taşıdığı anlamdan dolayı imkansızdır öğretmenlik. Ne olacak peki? (Yazının devamında kullandığım öğretmen sözcükleri “öğretmek” eyleminin anlamını taşımayıp sadece kavramsal olarak kullanılmıştır.) Peki izin vereceğiz kendileri deneyip görsünler, başka? Başka nasıl olmalı diye soralım bir de. Ama önce…

Hep öğretmenlik deyip durdum ama aslında anne-baba olmak da içerdiği bir çok fiil gereğince bir nevi öğretmen olmaktır. Anne-babalar çocukların ilk ve daimi öğretmenleridir. Bununla beraber, eğer mesleğiniz öğretmenlik ise, çoğu zaman öğrencilerinize, değilse çevrenizdeki eş-dost-akraba çocuklarına  gösterdiğiniz sabır ve anlayışı kendi çocuklarınıza gösteremeyebilirsiniz. “Neden?” diye sorup yanıtı size bırakmak istiyorum.

Gelelim başka nasıl olması gerektiğine. Siz çocuk olsaydınız nasıl olmasını isterdiniz diye sormak istiyorum şimdi de. Muhtemelen kendi kendinize bir şeyleri öğrenmenize, hatalar yapıp doğruyu bulmanıza izin verilmesini isterdiniz; tamam. Tabi ki bu tamamen kendi haline bırakılmak anlamına gelmiyor; çocuğa bir takım değerler konusunda rehberlik edip, onu cesaretlendirmek ve kabul etmek, anlamına geliyor. Tıpkı bebekliklerinde onları bir yandan koruyup, doğruları gösterip, bir şeyleri öğretip, yapamayışlarına bile bayıldığımız gibi kabul etmek ve tekrar denemeleri için cesaretlendirmek gerekiyor. Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin kabul görmek ve cesaretlendirilmek ister. Yapabileceğine inanan ve kendi doğrusu, yöntemiyle kabul gören birey her tür öğrenmeye de açık olur. Çünkü insan doğuştan öğrenmeye programlanmıştır. Dünyaya geliş amacı öğrenmek, gelişmektir. Hiç bıkmadan usanmadan konuşmaya çalışan, düşe kalka, kendi kendine yürümeyi öğrenen bebekleri düşünün. Bizler ikinci bir dili yıllarca uğraşıp bir türlü öğrenemezken o minicik, hayatımızın ilk iki-üç yılında sadece dinleyerek, izleyerek öğrenip kocaman kocaman cümleler kurabiliyoruz.

Peki izin verdik, denediler, hata yaptılar, kabul ettik, cesaretlendirdik, yeterli mi? Sanki bir şeyler eksik gibi. Bence eksik olan sorumluluk almak. Bütün bunların yanında davranışlarının sorumluluğunu almalarına da fırsat vermek gerekiyor. Çocuk olsun yetişkin olsun her birey yaptıklarından ve yapmadıklarından sorumludur. Eğrisi de doğrusu da kendi seçimidir. Çocuğun hatalarını kabul etmek bedel ödemeyeceği anlamına gelmiyor. Aksine bir davranışta bulunmak ya da bulunmamak demek onun her türlü sonucunun sorumluluğunu almak demektir. Bedel asla ceza ile karıştırılmamalıdır. Bilinenin aksine ceza ya da ödül asla kullanılmamalıdır. Lafı uzatmayayım kısaca bedel konusuna basit bir örnekle değinip bu yazıyı da bitireyim. Çocuğunuz biyoloji dersine çalışmadı ve diyelim ki 100 üzerinden 40 aldı ve siz ona 1 hafta TV izlememe cezası verdiniz. Şimdi soruyorum size biyolojiden zayıf almasının gerçek sonucu 1 hafta TV izlememek midir? Biyolojiden 40 almış olmak zaten çalışmama davranışının bedeli değil midir, olmamalı mıdır?

Bu yazı böyle uzar gider, en iyisi ben gideyim artık 🙂

Bir sonraki yazıda buluşmak dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s