Sorular, sorular…

Amacım ne?

Ne yapmaya çalışıyorum?

Nereye varmaya çalışıyorum?

Çıkış noktam ne?

Asıl niyetim ne? Belki farkında bile olmadığım?

Derinlerde yatan? Belki karanlık?

Olmuyorsa bir türlü, bir noktada terslik vardır, farkında olmadığın[1]. Belki karanlıkların yüzünden.  Çünkü hayat ne istiyorsan onu verir sana, önünde sonunda alırsın gerçek niyetinin karşılığını. Çünkü hayat; köklerimizdeki, karanlıklarımızdaki niyetlerimizin, inançlarımızın aynasıdır. Evet niyet ve inanç çok alakalıdır. İnandığın şeye niyet edersin. Güçlü bir şekilde inandığın neyse onu gerçek yaparsın. Evet sen yaparsın. Sen, çok güçlüsün. Belki de bu hayattaki en güçlü yaratıcı inançtır. Neye inanıyorsan osundur belki de. O yüzden inandığın şey ne? İstediğin demiyorum, dile getirdiğin demiyorum, düşündüğün demiyorum, çok derinlerde bir yerlerde inandığın şey ne? Kendinle ilgili tabii ki. Nasıl birisin sen? Nasıl biri olduğuna inanıyorsun? Sen? SEN? Kimsin? KİMSİN SEN? Ne yapıyorsun burada? Hep yolun “yanlış” tarafından yürüyen biri misin mesela? Kime göre, neye göre? Sana göreyse tamam. Hissettiğin buysa tamam. Peki ne var o yolun “yanlış” tarafında? Nereye gidiyor? Ve “doğru” tarafta olsan nasıl hissederdin, nasıl bir yol olurdu o, nereye çıkardı o yol? Neler olurdu o yolda, gördüklerin, duydukların, hislerin? Yol arkadaşların kimler olurdu? SEN, yolun “doğru” tarafından giden sen; nasıl biri olurdun?

Peki, sana engel olan ne? “Doğru” hissettirmeyen ne? “Doğru” hissetmene engel olan ne? Hayatından neyi çıkarsan ve hayatına neyi eklesen “doğru” hissedersin?

Peki karanlıklarını dök haydi…

Taklitçi misin, yaratıcı mı?

Kıskanan mısın yoksa herkesi, her şeyi kucaklayan mı?

Yalancı mısın, dürüst mü?

Yapmacık mısın yoksa doğal, olduğu gibi mi?

Cimri misin, cömert mi?

Fırsatçı mısın, fayda sağlayan mı?

Tembel misin, çalışan mı?

Fesatlık yapan mısın, birleştiren mi?

Şüpheci bir güvensiz misin yoksa güvenen, güvende hisseden mi?

Aldatan mısın, sadık mı?

Kendini mutsuzluğa hapseden mi yoksa içindeki mutluluğun kendisi mi?

Kaybeden misin yoksa anlayıp, uyum sağlayıp devam eden mi?

İçten içe umutsuz musun, her şeyin mümkün olduğuna inanan mı?

Sadece yapan mı, “mış gibi” yapan mı?

Yük gören mi, yaşamı kucaklayan mı?

Suçlayan mı, yoksa dönüp kendine bakan mı?

Kabul eden mi, inkâr eden mi?

Kimsin sen? Nesin?

Sömüren mi, besleyen mi?

Karamsar mı, iyimser mi?

Ağlatan mı yoksa gülümseten, güldüren mi?

Geren mi, rahatlatan mı?

Aşağı çeken mi, yüreklendiren mi?

Uzaklaştıran mı, sarıp sarmalayan mı?

Olman gerektiği gibi misin yoksa içinden geldiği gibi mi?

İlgi bekleyen mi, ilgi gösteren mi?

Yük müsün, kolaylaştıran mı?

Takdir bekleyen misin takdir eden mi?

Pis misin, temiz mi?

Bencil misin, yoksa diğerlerini de düşünen mi?

Çıkarcı mısın, bütüncü mü?

İçten pazarlıklı mısın, hesapsız mı?

Kurnaz mısın yoksa saf mı?

Yargılayan mı kabul eden mi?

Daha bir sürü karanlık var elbet…

Ve daha bir dolu soru, sorular, sorular…


[1] Tam bu sırada gülümsemeye başladım çünkü ironik bir şekilde dinlediğim albümün farkına vardım: “Kaybedenler Kulübü” … tesadüf mü gerçekten? Yok yok o kadar vahim değil durum 😊

One Comment Kendi yorumunu ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s