Her şey sende…

Hepimiz bir şeyleri çok iyi yapmaya geliyoruz bu dünyaya. Yeterince şanslıysak bunu fark edip hayatımızı bu arayışla geçiriyoruz. Biraz daha şansımız varsa keşfediyoruz ne olduğunu ve yaptığımız işler keyfe hayatımızın büyük çoğunluğu hazza dönüşüyor. Bazen de bulamıyoruz bir türlü dünyaya geliş sebebimizi, bir şeyler hep eksik kalıyor, neyin eksik olduğunu, tam olarak nerede yanlışlık olduğunu anlayamasak da bir huzursuzluk, bir rahatsızlık, bir eksiklik hissi peşimizde dolanıp duruyor hayatımız boyunca.

Hayata amaçsızca gelmemiş olduğumuzu bile fark edemediysek eğer sağa sola savrulup duruyoruz kontrolsüzce.

Önce ailelerimizin, sonra arkadaşlarımızın ve toplumun dayattıkları ile mutlu bir hayat kurmaya çalışıyoruz kendimize olabildiğince. Oluyor mu? Olmuyor tabii… Bir gün geliyor tak ediyor artık canımıza. Sorular sormaya başlıyoruz kendimize, isyan etmeye başlıyoruz içten içe.

Bazen zordur değişim, bazense kolay…

İnsan, en iyi adapte olan türdür. Hayatta kalma becerilerini, gelişmiş zekasını bu özelliğine borçludur. Bununla beraber değişikliğe en çok direnen canlı da insandır. Bir düzene alıştı mı değişmesin ister. Çünkü rahattır orada, konforludur bulunduğu yer, tehlike yoktur, güvendedir. Değişiklik olursa ne olacağı belli olmaz. Belirsizliği sevmez insan. Ne zaman ne olacağını aşağı yukarı bilmek ister. Halbuki o direnci kırdığı anda zekası ve uyum sağlama becerisi sayesinde neler yaratabileceğini bilse hemen harekete geçer.

İşte koçluk, doğuştan getirdiğiniz potansiyelinizi keşfetmenizde, hayatınızın döngüsünden çıkıp dengesine ulaşmanızda, kendinize küçük-büyük hedefler koyup bu hedeflerinizi gerçekleştirmenizde, değişimden korkup vazgeçme noktasına geldiğinizde aslında ne kadar güçlü olduğunuzu hatırlayıp yola devam etmenizde  sizin yanınızda olup size arkadaşlık etme sürecidir.

Koçlar bilirler ki her bireyin ihtiyacı olan bütün güç ve beceriler kendisinde mevcuttur. Sadece bazen bunu unutur insan. Öyle uzun zamandır kullanmamıştır ki o gücü, yerini unutmuştur, ona tekrar nasıl ulaşacağını bilemez.

Unuttuğunuz tüm o hayallerinizi, gücünüzü, doğduğunuz potansiyelinizi hatırlamaya, kendi yaşamınızın mimarı olmaya ne dersiniz?